Kızılay Web Banner 120X600
Kızılay Web Banner 120X600

BAŞKAN TUNÇ SOYER: ”AFETLE MÜCADELE YERELDE BAŞLAYIP YERELDE KAZANILIR” | EgenewsEgenews

16 Nisan 2021 - 04:47

BAŞKAN TUNÇ SOYER: ”AFETLE MÜCADELE YERELDE BAŞLAYIP YERELDE KAZANILIR”

BAŞKAN TUNÇ SOYER: ”AFETLE MÜCADELE YERELDE BAŞLAYIP YERELDE KAZANILIR”
Son Güncelleme :

12 Kasım 2020 - 12:52

210 Okuma

Başkan Tunç Soyer İzmir Depremi Ortak Akıl Buluşması’nda konuştu

İzmir depreminden alınacak dersler ve geleceğe yönelik önlemleri masaya
yatırmak üzere İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenen İzmir
Depremi Ortak Akıl Buluşması başladı. İki gün sürecek bilimsel toplantının
açılışında konuşan Başkan Tunç Soyer, “Afetle mücadele yerelde başlayıp
yerelde kazanılır. Ülkemizde afet yönetiminin etkin bir şekilde yürütülebilmesi
için Büyükşehir Belediyesi ve Belediye Kanunları ile afet hukukunun
Belediyeleri temel alacak şekilde yeniden yapılandırılması gerekiyor” dedi.
İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından İzmir’de yaşanan deprem felaketinin ardından
geleceğe yönelik önlemleri bilimsel olarak ele almak üzere düzenlenen İzmir Depremi Ortak
Akıl Buluşması başladı. Fuar İzmir’de yapılan ve iki gün sürecek toplantının açılışında
konuşan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer, ülkemizde afet yönetiminin etkin
bir şekilde yürütülebilmesi için Büyükşehir Belediyesi, belediye kanunları ve afet hukukunun
belediyeleri temel alacak şekilde yeniden yapılandırılması gerektiğini söyledi.
CHP Genel Başkan Yardımcısı Ali Öztunç, CHP ve İyi Parti İzmir il başkanları, ilçe belediye
başkanları, meclis üyeleri ve belediye bürokratlarının da katıldığı toplantının ilk gününde
deprem, yer bilimleri, yapı, imar ve şehirleşme konusunda çok sayıda yetkin isim ve bilim
insanının görüş ve önerileri dinlenecek. İkinci gün ise katılımcılar ile yuvarlak masa
toplantıları düzenlenecek, sorunlar, çözüm önerileri ve geleceğe yönelik projeler
değerlendirilecek.
“Elif ve Ayda umut oldu”
Toplantının açılış konuşmasında İzmir depreminde yaratılan dayanışmaya dikkat çeken
Başkan Soyer, “115 vatandaşımızın ölümüne, 4239 hanenin ağır hasarlı ve yıkık hale
gelmesine yol açan büyük depremle İzmir halkı olarak merkezi ve yerel idarelerimizle, sivil
toplum kuruluşlarımızla ve tüm yurttaşlar olarak yarattığımız dayanışma dalgası ile baş
etmeye çalıştık. Bu süreçte yer alan herkese, her kuruma İzmir halkı adına şükranlarımı
sunuyorum. İlk anda öncelikli amacımız yıkılan binaların enkazı altındaki canlarımızı
kurtarmak oldu. Bu kapsamda İzmir Büyükşehir Belediyemize bağlı İtfaiye ekiplerimiz,
AFAD, ilçe belediyelerimiz ve farklı illerden gelen yüzlerce arama kurtarma ekibi çok yoğun
ve hummalı bir çalışma yürüttü. Tüm ekiplerin özverili çalışmalarıyla enkazdan 107
yurttaşımızı sağ çıkarmayı başardık. Yaralanan 1034 yurttaşımızdan 17’sinin tedavisi devam
ediyor. Kaybettiğimiz 115 canımız için yüreğimiz yanıyor. 65’inci ve 91’inci saatin sonunda
kurtarılan Elif ve Ayda kızlarımız, hepimize umut oldu” dedi.
“Bu eşgüdüm uzun vadeye yayılmalı”
Büyükşehir Belediyesi olarak depremin yaralarını sarmak için kapsamlı bir koordinasyon
yürüttüklerini vurgulayan Başkan Soyer, belediyenin tüm imkânları ve insan kaynağını
depremin yarattığı etkileri azaltmak için seferber ettiklerini söyledi. Bu çalışmaları gün be gün

kamuoyu ile paylaştıklarını belirten Soyer, “Öte yandan Afet Koordinasyon Merkezi
bünyesinde bakanlarımız, Valimiz ve ilgili kurumlarımızla eşgüdüm halinde çalışmalarımızı
sürdürdük. İzmir depremi sonrası böyle bir iklim olması elbette memnuniyet verici. Bu
eşgüdümün kısa bir dönem için değil, uzun vadeye yayılan sürdürülebilir bir çalışma olmasını
önemle vurgulamak istiyorum” şeklinde konuştu.
Ortak akıl vurgusu
İzmir depreminin ülkemize iki önemli hususu bir kez daha hatırlattığını belirten Soyer,
“Bunlardan ilki el ele vererek, siyaset ve fikir ayrılıklarını bırakıp ortak akıl ve dayanışma
kültürümüzü güçlendirerek tüm sorunların üstesinden gelebileceğimiz. İkincisi bir deprem
ülkesi olduğumuz gerçeğinden hareketle, tüm enerjimizi olası afetlerin yıkıcı etkileri ve
risklerini azaltmak için hazırlıklı olmamız gerektiği. Deprem gibi afetlerle mücadele ve risk
azaltma çabası, aynı zamanda kentsel yaşam kalitesinin artırılması çabasının bir parçasıdır.
Afetlerle mücadele sağlıklı, güvenli ve demokratik yaşam hakkının önemli bir bileşenidir”
dedi.
“Yeni bir yerel yönetim mevzuatına ihtiyaç var”
Bugün ülkemizde afet yönetiminin 1959 yılında çıkan Afet Yasası ve imar düzeninin ise 1985
yılına dayanan İmar Yasası ile yürütüldüğüne dikkat çeken Soyer, günümüz Türkiye’sinde
kentleşmede gelinen noktaya bakıldığında eksik kalan bu kanunların ivedilikle yenilenmesine
ihtiyaç olduğunu vurguladı. Yerel yönetimlere 5393 sayılı “Belediye Kanunu” ve 5216 sayılı
“Büyükşehir Belediye Kanunu” gibi yasal düzenlemelerde kısmî yetkiler tanımlanmış olsa da
belediyelerin afet yönetim sürecinde hala işlevsel bir yetkisi olmadığını söyleyen Soyer,
sözlerini şöyle sürdürdü: “Yeni bir yerel yönetim mevzuatına, hatta yeni bir yerel yönetim
reformuna ihtiyaç var. Yasal mevzuatımızda halka en yakın yönetim birimi olan belediyelerin
afet durumunda müdahale hizmet gruplarına destek görevlerini üstleniyor olmasının ötesinde
roller tanımlanması gerektiğini düşünüyoruz. Çünkü İzmir depremi belediyelerin görevlerinin
sadece yol, su, altyapı gibi hizmetlerle sınırlı kalmadığını çok net gösterdi. Afetle mücadele,
yerelde başlayıp yerelde kazanılır. Ülkemizde afet yönetiminin etkin bir şekilde
yürütülebilmesi için Büyükşehir Belediyesi ve Belediye Kanunları ile afet hukukunun
belediyeleri temel alacak şekilde yeniden yapılandırılması gerekiyor.”
Kentsel dönüşüme dikkat çekti
Afet risklerini azaltmanın en önemli araçlarından birinin de kentsel dönüşüm olduğunun altını
çizen Soyer, “Mevzuatımızda kentsel dönüşüm, 6306 sayılı yasa ve 5393 sayılı yasanın
73’üncü maddesi kapsamında yürütülüyor. Biz her iki yasanın birleştirilerek temel bir kanun
oluşturulmasını ve bu çerçevede belediyelerin kentsel dönüşüm konusunda yetki ve
etkinliğinin artırılmasının kaçınılmaz bir zorunluluk olduğunu düşünüyoruz. Aynı zamanda
kentsel dönüşümü destekleyecek sosyal bir finansman modelinin de oluşturulması bu
girişimleri mümkün kılacak bir başka zorunluluk. Bu koşullar altında afetlere hazırlık, acil
müdahale, zararların etkisinin azaltılması, kentsel dönüşüm, riskli yapı stoğunun
iyileştirilmesi gibi afet risk azaltımıyla ilgili tüm süreçlerde başarılı olabilmemizin yegâne
yolu ortak akıl etrafında birleşmemizdir. Bu konularda kapsayıcı ve katılımcı olmayan hiçbir
süreçten başarı beklenemez. Bugün burada değerli katılımlarınızla gerçekleştirdiğimiz bu
etkinliğe, tam da bu nedenle İzmir Depremi Ortak Akıl Buluşması adını verdik” dedi.
Buluşmada 30 Ekim depreminin jeolojik koşulları, yapı-zemin etkileşimi, yapı stoğu, sosyal
ve psikolojik etkileri, mekânsal planlama, arama-kurtarma ve hasar tespiti gibi pek çok

konunun bilimsel olarak tüm boyutlarıyla ele alınacağını söyleyen Soyer, “Gelecek için yol
haritamızın kilometre taşlarını ortak akıl ile belirleyeceğiz. Umuyor ve diliyorum ki İzmir
depremi, hem merkezi hem yerel yönetimler hem de ülke kamuoyu açısından Marmara ve
Van depremleri gibi bir felaketi daha arkamızda bırakıp bir süre sonra hiçbir şey yokmuş gibi
davranmaya devam ettiğimiz bir sürecin tekrarı olmaz” şeklinde konuştu.
“Ulusal deprem politikası belirlenmeli”
İzmir Büyükşehir Belediyesi Başkan Danışmanı Alim Murathan toplantıdaki konuşmasında
“2020 yılında dünyada 106 adet 6 büyüklüğünde deprem olmuş. Bunlardan 9 tanesi 7 ve
üzerinde. Ülkemizde 3 deprem oldu. Dünyada kayıp sıralamasında en ön sıradayız.
Yaşadığımız yüzyılda ülkemizde bu kadar kayıp olması düşündürücü” dedi.
Türk Mimar Mühendis Odalar Birliği Genel Başkanı Emin Koramaz ise mimar, mühendis ve
şehir plancılarının önerileri ve uyarılarının dikkate alınmadığına vurgu yaparak her türlü
engellemeye rağmen üzerlerine düşen sorumluluğu yerine getireceklerini vurguladı. Koramaz,
sözlerine şöyle devam etti: “Ülkemiz topraklarının yüzde 98’inin deprem, yüzde 66’sının
birinci ve ikinci derece tehlikeli deprem bölgesinde yer aldığını biliyoruz. Buna rağmen
depremin hasarlarını en aza indirecek köklü önlemler alınmıyor. Mühendis mimarlık ve şehir
planlamanın gereklerine, insan yaşamına saygı duyulmuyor. Kentsel dönüşüm alanları rant
alanlarına dönüştürüldü. Yapı denetim yasası çıkartıldı ama yapı denetimi kamusal olması
gerekirken ticarileştirildi. Ulusal deprem strateji ve eylem planı yapıldı ama gerekleri yerine
getirilmedi.”
Mevcut yapı stoğunda iyileştirme yapılmadığına da dikkat çeken Koramaz, 1999 sonrasında
deprem yönetmeliği çıkartılsa da yönetim süreçlerindeki eksiklikler nedeniyle bu tarihten
sonra yapılan yapıların da güvenliğine ilişkin endişelerin olduğunu söyledi. Türkiye’deki tüm
yapı stoğunun teknik incelemeden geçmesi gerektiğini söyleyen Koramaz, “Siyasi rant uğruna
imar barışı altında 10 milyonun üstünde yapı kayıt altına alındı. Depreme hazırlıklı olmak bir
devlet politikasıdır. Devlet kurumları ve yerel yönetimlerin ortak sorumluluğudur. İmar
aflarının yasaklanması, deprem öncesi, deprem anı ve sonrasındaki çalışmalara ilişkin bir
ulusal deprem politikası belirlenmesi, Türkiye ulusal deprem master planının hazırlanması,
kent planlaması, yapı üretimi ve denetimi konusunun bütünlüklü ele alınması gerekiyor” dedi.
“Kötü yapılmış binalar çok zarar görür”
İstanbul Teknik Üniversitesi’nden Prof. Dr. A.M. Celal Şengör ise İzmir’deki depremin
aslında 8 şiddetinde hissedildiğini vurgulayarak “Böyle bir depremde iyi yapılmış binalar az,
kötü yapılmış binalar çok zarar görür. Zarar gören binalar, deprem gerçeği düşünülmeden
yapılmış binalardır. İzmir’in talihsizliği son derece faal tektonik ortamda yer almasıdır.
Bundan sonraki iş artık inşaat mühendisleriyle, deprem mühendisleriyle konuşmaktır. İzmir’in
doğru yapılmış 1/5000 jeolojik haritası var mı bunların araştırılması gerekir?” dedi.
“Kaynaklarımızı belirlememiz gerek”
Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nden Prof. Dr. Haluk Sucuoğlu ise deprem riskinin konut
binalarında çok yüksek olduğuna değinerek “Bu binalar vahşi bir pazar ortamında üretilmiş
binalardır. Öncelikli olarak buralara eğilmemiz gerekiyor. Kahramanca afet yönetimi yaparak
bir yere varamayız. Bu bir kaynak meselesi. Konut yapı stokunu depreme dayanıklı hale
getirmek muazzam bir kaynak gerektiriyor. Bunun için kaynaklarımızı belirlememiz
gerekiyor. Hükümet desteği olmadan uluslararası finans bulunabiliyor mu? Risklerimiz neler,

onları belirlememiz lazım. Bir sonraki depremde bina yıkılmasın istiyorsak, yıkılma riski çok
yüksek binaları belirlememiz önemli. Bunlar patlamaya hazır birer bomba gibiler. Bu deprem
tüm İzmir için bir test yaptı. 5 kattan yüksek ve 2000 yılından önce yapılmış tüm binalar
yüksek riskli binalardır” dedi.

YORUM YAP

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
reklam