Balkan kızı Suzan Kardeş baştan sona bir hikaye: Kumpanyalar, fotoromanlar, makyaj odasında şarkılar… | Egenews | Ege ve İzmir Son Dakika HaberleriEgenews | Ege ve İzmir Son Dakika Haberleri

16 Ekim 2021 - 02:10

Balkan kızı Suzan Kardeş baştan sona bir hikaye: Kumpanyalar, fotoromanlar, makyaj odasında şarkılar…

Sezen Aksu, ona ilk albümünü çıkarırken boşuna, “Sen bir hikayesin!” dememiş; Yugoslavya döneminde Kosova’da dünyaya geliyor, altı yaşındayken İstanbul’a taşınıyorlar. İş hayatına 13 yaşında babasının köftecisinde başlıyor, oradan güzellik sektörüne, setlere, sonra kamera arkasından bizzat sahnelere geçiyor… Bir dönem evini meyhaneye dönüştürüyor… Hayatının her dönemi gerçekten bir ‘hikaye’ olan, Balkan ezgilerinin en sevilen seslerinden Suzan Kardeş ile geçmişe gittik…

Son Güncelleme :

26 Eylül 2021 - 9:05

5610 Okuma
Balkan kızı Suzan Kardeş baştan sona bir hikaye: Kumpanyalar, fotoromanlar, makyaj odasında şarkılar…

Sene 1960’lar… Sovyetler Birliği’ne bağlı Yugoslavya’dayız. Bugün bir ülke olan Kosova, o dönemler bir eyalet. Başkent Priştina’nın 100 kilometre uzağındaki Mitoviça şehrinin tepesinde yaşayan Kardeş Ailesi de Kosova’nın Türk kökenli sakinlerinden… Ailenin bir tarafı Konya’daki Karamanoğulları’na dayanıyor. Diğer taraf Manisa’dan. Osmanlı Dönemi’nde Balkan topraklarına geliyorlar. Burada Suzan Kardeş “Ama…” diye araya giriyor ve “Ayrımcılık yaratmasın diye daha fazla köken detayı ailede konuşulmazdı. ‘Türk aileyiz’ diye bilirdik o kadar…” diyor. Velhasıl Suzan Kardeş, Türk kökenli ailenin beş çocuğundan dördüncüsü olarak dünyaya geliyor. Kendinden büyük üç ağabeyi ve bir de kız kardeşi var. Babası Bedri Bey, Kosova Bölgesi’nin ‘oteller müdürü’ olarak görev yapıyor. Suzan Hanım’ın çocukluğu da kah sokaklarda kah babasının sabit mekanı Yadran Oteli’nde dev tencereler arasında koşturarak geçiyor! O dönemleri şöyle anlatıyor: “İmkanlarımız iyiydi. Sokaktan eve gelip, kapının eşiğinden geçtikten sonra dışarıdaki her şey unutulur ve Türkçe konuşulurdu. Duvarda Atatürk resmi bulunurdu. Kuran ezbere bilinir, namaz kılınır ama içki de içilirdi… Az Türk aile olduğundan hem birbirimize hem de geleneklere çok bağlıydık. Modern bir hayat vardı.”

Suzan Kardeş ile geçmişe gittik…

‘TİTO’NUN YUGOSLAVYA’SINDA…’

Peki kapı eşiğinin dışında hayat nasılmış? Suzan Hanım anlatmaya devam ediyor: “Evler tek katlı olduğundan biz hep sokakta olurduk. Herkesin kapısı da açık olurdu. Çok kültürlü, çok karışık bir ortamdı. Hatırladığım, sokaklarda gençlerin oluşturduğu gruplar vardı; Arnavutlar, Boşnaklar, Türkler… Her grup kendi aralarında müzikler yapar, geleneklerine göre yaşarlardı, aşklar yaşanırdı… Türk grubundaki gençlerin vücutlarında Türk olduklarını gösteren ibareler olurdu; Türk bayrağı dövmeleri, Atatürk, Türkçe isimler… Ama milliyetler pek konuşulmazdı. Dönemin Yugoslav Devlet Başkanı Tito (Josip Broz Tito) ayrımcılığa izin vermezdi. Çok toplayıcı ve koruyucuydu. Bu nedenle de çok sevilirdi. Bir Kosova ziyaretinde kız kardeşim Nermin ona çiçekler vermişti. Bu bizim için çok önemliydi. Biz onu Atatürk’e çok benzetirdik. Eskiden Yugoslavya’da bayramlarda üç bayrak asılırdı; Yugoslav bayrağı, Arnavut bayrağı ve Türk bayrağı… Türk bayrağı içlerinde en güzel dururdu… Gider gider seyrederdik! Orada “Bir gün Türkiye’ye gideceğiz” diye düşünürdük hep…”

SENE 1961

‘MEMLEKETE SELAMETE GİDELİM’

O ‘bir gün’ aslında düşündüklerinden de yakındı… Çocuklar sokakta oynarken evde aile büyükleri Türkiye’ye gitme planlarına başlamıştı bile. Suzan Hanım, “Babam olacakları önceden görmüştü” diye devam ediyor: “Tito ölünce kardeşin kardeşi vuracağından endişe ediyordu. Etraftakilere ‘Aileyi Türkiye’ye götürüp selamete çıkarayım’ diyormuş. Bunun için annemi, ben ve kız kardeşimle birlikte İstanbul’a bir keşif gezisine yolladı.”

SENE 1966: Kosova’daki Türk ilkokulunda…

İSTANBUL’UN ARTİST KUŞLARI…

Suzan Hanım devam ediyor: “Biz İstanbul’da yaşayan teyzemin yanına geldik. Benim bütün hayalim gelir gelmez İstanbul’daki ‘artist kuşlar’ı görmekti! Filmlerde hep Eminönü’nde yem atılan kuşları görürdüm! Devamlı, ‘Kuşları ne zaman göreceğiz!’ diye ağlıyordum. Keşif gezimiz bir ay, taşınma hazırlıklarımız üç yıl sürdü. Sonunda 1968’de 12 saatlik otobüs yolculuğuyla ‘yeni’ memleketimize geldik.”

YENİ YERDE TUTUNMA SANCILARI…

Suzan Kardeş, bize ‘göç’ün kendisi için ne ifade ettiğini şöyle anlatıyor: “Kurulmuş bir kökü bozduğunda, yeniden yeşerene kadar tam ne olduğu anlaşılamıyor…

Yeni yerde acaba kök tutacak mı, kuruyacak mı, yeşerecek mi… Sürekli telaş içindesinizdir ve bu telaş aileyi de içten içe birbirinden koparıyor.” Nitekim, Kardeş Ailesi’nin ilk durağı Çarşamba civarındaki Draman oluyor. Kardeş, burada ilk defa açık hava sineması ve gazozla tanışıyor. Sonra Samatya’ya taşınıyorlar. Göçmenlere ilk beş yıl hüviyet verilmediğinden bir akrabalarının adı altında ev ve dükkan alıyorlar. Babası bu dükkanı popüler bir köfteciye dönüştürüyor. Anne-baba yemekleri yaparken Suzan Kardeş de servise yardım ediyor. Bu düzen uzun sürmüyor, akrabalarının hem evlerini hem dükkanlarını satışa çıkarmasıyla ilk hayal kırıklıklarını yaşıyorlar. Baba Bedri Bey yılmıyor, Aksaray’da yeni bir dükkan açıyor… Bu arada ağabeyler askere alınıyor. Bir türlü düzenlerini kuramıyorlar. Suzan Kardeş, “Büyük ağabeyim bir otelde baş aşçıydı ama ona ‘gavur’ dedikleri için ayrılmıştı. Kendi memleketimizde bize neden ‘gavur’ dendiğini anlayamıyorduk…” diyor.

MÜJGAN KUAFÖRDE KAHVE PROTOKOLÜ: EHL-İ KEYFİN KEYFİNİ KİM TAZELER?

Peki bu esnada Suzan Kardeş ne yapıyordu? Anlatmaya devam ediyor: “Aslında en büyük hayalim arkeolog olmaktı. Resimleri ve tarihi çok seviyordum. Ya kazacak ve yeni dünyalar keşfedecek ya da ressam olacaktım! Dükkanda müşterilerin kibrit çöplerini toplar onlardan maket evler, bahçeler yapardım. Gördüğüm her şeyi karakalem çizebiliyordum. O dönem ‘Her şeyi öğreneceğim!’ dedim ve ne kadar kitap varsa okudum. Bu arada teyzemin kızı Beyazıt’ta bir kuaförde çalışıyordu. 13 yaşında onun yanına çırak girdim. Burası ‘Müjgan Kuaför’ isminde, bir karı-kocanın, Salih Ağabey ve Müjgan Hanım’ın işlettiği çok özel bir salondu. Yer süpürerek başladım, sonra havlu topladım, pens tuttum, sprey yaptım… En çok kitap okuyorum diye azar işitirdim! Müjgan Ablam Fransızca kelimeler öğretir, müşterilerle Fransızca konuşurdu. Kahve istemenin bile protokolü olurdu; ‘Ehl-i keyfin keyfini ne tazeler / Taze elden taze pişmiş taze kahve tazeler’ denir, sonra ben gider kahve yapardım! Randevuyla çalışırlar, herkesi almazlardı!” Ancak genç Suzan Kardeş’in gözü Hilton Oteli’ndeki ‘Figaro Güzellik Salonu’ndaydı! Üç yıl Müjgan Hanımlarla çalıştıktan sonra önce Bakırköy’deki bir başka salona, oradan da 1982 senesinde hayalini kurduğu Figaro’nun Etap Marmara’daki şubesine girdi… Suzan Hanım, “Madem bu işi yapacaktım, en iyisini yapacağım diye kafama koymuştum!” diyerek devam ediyor:

AİT OLDUĞU CAMİAYA GİRER…

“Benim derdim iyi bir şey yaratmaktı… Bugünkü Fransız manikürünü ben seneler önce müşterilerime yapardım! Nihayetinde burada Şan Tiyatrosu’nun müdürü Lisa Tuna ile tanıştım. Tuna ‘Sen bizim camiaya aitsin’ dedi ve beni bir daha bırakmadı…. Ben tiyatro, fotoromanlar, sinema derken artık çok aranan bir insan olmuştum! (Gülüyor…)”

Suzan Kardeş, 1983’te Şan Tiyatrosu’nda ‘Hisseli Harikalar Kumpanyası’ oyuncularının saç ve makyajlarını yapmaya başladıktan sonra bir süre Hürriyet gazetesinin fotoromanları için çalıştı. Bu esnada tanıştığı Sezen Aksu hayatını değiştiren isim oldu… 1995’te BKM ile çalışmaya başladı. ‘Bir Demet Tiyatro’ dizisiyle sinema ve TV dünyasına adım attı. Yılmaz Erdoğan’dan Demet Akbağ’a, Cem Yılmaz’dan Tolga Çevik’e birçok oyuncu ile çalıştı. 2007 yılında Sezen Aksu’nun desteği ile sahne arkasından sahne önüne geçti. Bugün ‘Makyaj Odası Şarkıları’nın da içinde olduğu altı albümü var.

SENE 1995

MEŞHUR BEKRİYA GÜNLERİ… KÖR MAKYÖZ OLMAZ AMA KÖR MEYHANECİ OLUR…

Suzan Kardeş, on parmağında on marifet bir isim… Güzellik ve sanat hayatıyla birlikte bir de 14 yıllık meyhane işletmeciliği tecrübesi var. Hem de evinde işlettiği bir meyhane! Hikayesini şöyle anlatıyor: “Bir gün açacak olsam bu bir Balkan meyhanesi olurdu çünkü Türkiye’de yoktu! Evimde bunun hayalini kuruyordum ama Sezen Aksu’yla çalışıyordum ve işimden de çok memnundum. Sonra bir gün bir kaza geçirdim. Gözümü kaybetme endişesi yaşadım. Kör makyöz olmaz ama kör meyhaneci olur!’ dedim ve kolları sıvadım. Evde yemeklerimi denettiğim ‘kobay misafir’lerim vardı. Ev sahibini ikna ettim. Arnavutköy’deki evimi 1992’de ‘Bekriya’ isimli meyhaneye çevirdim. Tarih tekerrürden ibaret! Annem yemekleri yapıyordu, ben de garsonluk yapıyordum. Yedi masa vardı. Rezervasyon yetiştirememeye başladık. Her gece ‘full’duk… 14 yıl devam etti. O arada makyaj işini tamamen bitirdim. Sonra ‘Bir Demet Tiyatro’yla camiaya geri döndüm. Sene 1995’ti.”

Müzeyyen Senar ile… Senar’ın son açıkhavada konserinde.

30 BİN KİŞİLİK HIDIRELLEZ BAHÇESİ…

Suzan Kardeş, “Benim hep hayallerim vardı. Hayal kurmaktan hiç korkmam, korkmadım!” diyor. Peki bu aralar neyin hayalini kuruyor? Cevabı; Hıdırellez… Şöyle anlatıyor: “Kosova’da çocukluğumda her sene baharı kutlamak için Hıdırellez etkinliği düzenlerdik. Bu âdet burada da devam etti. ‘Sen Hiç Ateşböceği Gördün mü?’nün oyuncularını evime davet ettim. İlk defa aile dışından da gelen 30 kişiyle beraber kutladık. Bu sayıyı 30’dan 30 bine çıkarmayı hedef koyduk. Dosyamız Kültür Bakanlığı’na da gitti. UNESCO’nun da 2016’da koruma altına aldığı geleneklerden biri olan Hıdırellez’i dünya çapında bir etkinliğe dönüştürmek istiyorum.”

Sezen Aksu ile Açıkhava’da ‘Makyaj odası şarkıları’ konseri…

SEZEN’E MİNNET…

“İlk albümümü yaparken Sezen Aksu, bana ‘Sen bir hikayesin’ demişti. Ben hikayelerle yaşayan biriyim ve bu hikayeleri paylaşmaktan çekinmiyorum. İniş çıkışlar olsa da bunlar hep umut veren hikayeler. Sezen Aksu’ya ömrüm boyunca minnettar olacağım.”

TEMMUZ 2021

İLK ALBÜMÜM SANAT MÜZİĞİ

“Beni herkes Balkan şarkıcısı zanneder ama aslında ilk albümüm Türk sanat müziğidir… Balkan şarkıları söylemeye sonra başladım. Özüm Türk. Balkan müziği doğduğum yerin bana kattığı şeylerden biri. Dilini bilmediğinden izleyici de daha çok seviyor.”

SENE 2007: Atatürk’lü İş Bankası reklamı…

SANAT CAMİASININ BİLETİ…

“Hürriyet gazetesi Şan Tiyatrosu’nun sponsoruydu. Sanat camiasına girdiğim Hürriyet fotoromanları, Liza Tuna yönetiminde, Şan Tiyatrosu yapımıydı.”

‘NE ZAMAN Kİ SEN DOĞDUN…’

“Biz beş kardeştik. Kenan Ağabeyim, Adnan Ağabeyim, Lokman Ağabeyim ve ondan yedi yıl sonra da ben doğmuşum. Annemin bütün derdi bir kızı olmasıymış. Ben olunca, onun tabiriyle ‘Sen ne zaman doğdun, o zaman camlar, pencereler her yer acildi! Ama sevmedim ki sen mavi gözlüsün!” derdi. Mavi gözü sevmezmiş… Bir de üç yıl sonra doğan bir kız kardeş var; Neriman.”

Kızkardeşi Neriman ile… Suzan Kardeş 6, Neriman Kardeş 3 yaşında…

Zeynep BİLGEHAN / HEY GİDİ YILLARFotoğraf: Murat ŞAKA

YORUM YAP

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
reklam